Roma Mitolojisinde ”Dea Roma” Kimdir?

1 Politik Bir Tanrıça: Dea Roma (Tanrıça Roma)

Politik Bir Tanrıça: Dea Roma (Tanrıça Roma)

Bu yazımızda Roma’nın gücünü, tanrı krallar tasvirlerinin hemen yanıbaşında duran, Augustus’a taç giydiren tanrıça, Dea Roma (θεά Ρώμη) hakkında  bahsedeceğiz.

İnsanları tanrılaştırmak sosyolojik bir olgu olduğundan, zaman ve mekan ayırımı gözetmeyen sosyoloji bilimini kendilerine meslek edinmiş kimseler ile sosyal antropologlar, prehistorik devirde uygulanan kafatası kültlerinin, atalar kültüyle ilgili olabileceğini düşünerek, bunu tarihi çağlardaki insanları tanrılaştırma uygulamaları kadar değerli bulmuşlardır.

İnsanların tanrılaştırma fenomeninin tarihi çağlar içindeki ilk örnekleri, Helen ve Roma dünyasından çok daha köklü bir geçmişe sahip “Eski doğu”nun en eski iki uygarlığı olan Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarındaki tanrı-kral anlayışı ile karşımızı çıkar. Eski Mısır’da firavunlar birer ölümlü olmayıp tanrıydılar. Mısır kaynakları, özellikle Mısır tarihini kaleme almış olan antik yazar Manetho, Mısır’ın ilk krallarının tanrı olduklarından söz etmektedir.

Mısır krallarının doğuşlarından itibaren tanrısal bir temele dayanan yönleri bulunmaktadır. O, hem tanrının oğlu ve halefi, hem de bizzat tanrının kendisi olmuştur. Mısır’da firavun hayattayken “İyi Tanrı”, öldükten sonra ise “Büyük Tanrı” unvanı taşırdı. Mısır’da hükümdar kültü iki şekilde yapılmaktaydı. Bunlardan ilki, hükümdarın doğrudan kendisiyle ilgili kültü, ikincisi ise hükümdarın kalıcı ruhuna, yani Ka ile ilgili olan kült idi.

Yunan Dünyasında Tanrılaştırma

Helen dünyasında bir kimsenin tanrılaştırılması ise Homeros’a kadar geriye uzanmaktadır. Troia kralı Priamos, Hektor’un bir ölümlünün oğlu olarak değil de bir tanrının oğluymuş gibi göründüğü söyler. Bu bilgi, Helen dünyasında insanlar arasında tanrılaştırmaya ilk örnek olması bakımından önemlidir. Helen dünyasında tanrısal payeleri almaya hak kazanmış kimselerin toplum yararına birtakım hizmetlerde bulunmuş olmaları veya toplumun sempatisini kazanmaları gerekiyordu. Yani bir başka deyişle bu tür onurlar, olağanüstü işler yaparak çevresindekilere yarar sağlayanlara onları yüceltmek amacıyla veriliyordu.

Ancak zamanla Helen dünyasında tanrılaştırılacak kimselerin çoğunlukla devlet adamları olması gerektiği düşüncesi ortaya çıkmıştır. Bu düşünceye göre tanrısal onurlar, devleti kuran veya devleti reforme edip, hayat veren kişiler olacaktı. Bu tür olağanüstü işleri yapan kimseler, Miletosluların da belirttiği gibi “en büyük” ve “en güzel onurlar” verilerek takdir edilecekti. Platon da Politika adlı eserinde filozof-kralın “güzelle” “tanrısallığı” özümsemesi yoluyla kendisinin güzel ve tanrısal olacağını ifade etmişti.

Aşağıda da Romalılarla ilgili olarak görüleceği üzere, tanrılaştırılan insanların yanı sıra soyut varlıklara da tapılmaktaydı. Diğer bir ifadeyle, tapılmak yalnızca insanlara özgü değildi; Mısır’daki Ka, Perslerdeki Fravashi kültü, Helenlerde de Agathos Daimon ve Tykhe gibi soyut kavramlar da kutsal sayılıyor ve tapınım görüyordu.

Roma İmparatorluk Kültü

İşte bütün bu özellikleriyle, tanıtmaya çalıştığımız Helenistik dönem hükümdar kültünün devamı olarak Roma İmparator Kültü ortaya çıkmıştır. Ancak Hellenistik dönemdeki uygulamaların benzerini Roma da görebilmek için, ilk imparator olan Augustus’u beklemeye hiç gerek yoktur. Çünkü Hellenistik dönem diye adlandırdığımız dönem, sadece İskender ve haleflerinin tarih sahnesinde görüldükleri bir dönem değildir. Batıda Kartacalıları bertaraf edip, Akdeniz’in egemenliğini eline geçirdikten sonra, doidokh’ların kendi aralarındaki çarpışmaları fırsat bilerek, doğuya yavaş yavaş hakim olan Roma’da da bu uygulamalar görülmekteydi.

Romalıların egemenliği altına girmiş olan halklar, bir zamanlar nasıl ki, Hellenistik hükümdarlara taptılarsa, şimdi de Romalı devlet adamlarına tapmışlardır. Bu şekilde, insanlar kimin egemenliği altına girerse, o egemen olan güce bağlılıklarını gösteriyordu. Bu nedenle Roma’nın temsilcileri durumda olan kimseler için sunu, şenlik, altar ve rahiplik tesis etmek şaşırtıcı değildir.

Romalı devlet adamlarının tanrılaştırılmasına ilişkin olarak Doğudan tanıdığımız ilk örnek ise, Makedonyalı Philippos’a karşı elde ettiği başarılardan dolayı Khalkis’liler tarafından M.Ö 191’de tanrılaştırılan Titus Flamininus’tur. Plutarkhos’un bildirdiğine göre, Khalkisliler ona Herakles ile birlikte bir gymnasion; Apollon’la birlikte de bir delphinion adayıp, Flaminius için Pluarkhos’un zamanında da görülebilmekte olan bir rahiplik kurmuşlar ve okudukları ilahilerinde Flamininus’tan Zeus ve Dea Roma ile birlikte “kurtarıcı” diye söz etmişlerdir.

Kimdir Dea Roma ?

Roma figürü, Roma İmparatorluğunun sanatında ve şiirinde alışıldık bir figürdür. Hristiyan zaferinden sonra Tanrıça, pagan tanrıları arasında yalnız kalmıştır. Geç 4. yüzyılda son pagan devlet adamı Symmachos, Senatodan Zafer sunağının kaldırılmasına karşı yaptığı konuşmada Tanrıça Roma’yı davet etti. Ama konuşması nafile oldu, paganizm yasadışı ilan edildi. Hâlbuki birkaç yıl sonra Hristiyan mahkeme şairi Claudius Roma’da imparator Honorius galibiyeti için Tanrıça Roma’yı çağırmayı canlandırıyordu. Hatta yeni Hristiyanlık başkenti Kostantinopolis, onun Roma modelinin yanında ayakta tasvir edildi. Ve bugün hala Roma’daki Santa Maria Maggiore’de yaşlılara sunulan İsa’nın tapınağının üzerinde mozaik ile süslenmiş bir zafer takında oturmuş bir Tanrıça Roma Görülmektedir.

Tanrıça Roma’nın kökenleri Yunan dünyasında aranmalıdır. Cicero’dan önce Roma, patria, res publico ya da populus Romanus yerine kullanılmadı. Kelime ortak değildi çünkü sadece kentin kendisi için vardı. Yani Roma MÖ 2. yüzyılda Romalı insanları yüceltmek için kullanılmadı. Roma dönemine ait erken Roma sikkelerinde görülen kafa Rhoma idi, yakında Tanrıça Roma’nın Rhoma ile hiçbir ilgisi olmadığını göreceğiz. Roma daha ziyade Yunan zihninin ürünüydü ve Yunan dünyasında bilinen ilk görünüşünü yararlı bir şekilde ayrıntılı olarak inceleyebiliriz.

M.S 26’da Commune Asiae bir tapınağı Tiberius, Livia ve Senatoya vermişti. Tapınağı inşa etmek için izin verildiğinde, 11 kentten gelen elçiler bu ayrıcılağı istediler.Tiberius senatoda bu çekişmeyi ve kıskanmayı dinledikten sonra bizzat kendisi Smyma ve Sardes arasında kaldı. Smyma’lı elçiler, şehirleri ve Roma arasındaki birçok bağı ilişkilendirerek devam ettiler:

”seque primos templum urbis Romae statuisse M. Porcio consule magnis quidem iam populi Romani rebus, nondum tamen ad summum elatis, stante adhuc Punica urbe et validis per Asiam regibus.”

Bu pasajda Smyma’lı elçi muhteşem konuşuyor. O yaltaklık yapmıyor; Romanın sıkıyönetimine bağlayarak kendi ülkesini övüyor. Ve Senato bu yaltaklık karşısında sıkılıyor ve dindarlığın inceliklerini takdir eder ve tarihine gözlerini yummaz tapınağı Smyrna’ya verirler. 200 yıldan fazla bir zaman Smyrna’daki Roma tapınağı orijinal işlevini yerine getirdi: Roma’yı daha iyi sergilemek ve böylece Smyrna’nın iyiliğini sağlamak.

Roma Kültünün Kurulmasına Yol Açan Tarihsel Koşullar

Bu ilk Roma kültünün kurulmasına yol açan tarihsel koşullar nelerdi? M.Ö 195’e gelince Smyrna zor durumdaydı. 30 yıl önce Smyrna ve birkaç başka şehir, Lampsakos dahil, Bergama Kralı I. Attalos’a sadakatlerini vermişlerdi. Seleukos’un gücü Anadolu’da dağıldı ve isyan ve doğudaki savaşlardan sonra Antiochus ‘Doğal Hakkı’ dediği Yunan kentleri üzerinde ki hak iddiasını gündeme getirdi. Ancak 197 yılında Mısır zaferinden sonra Efesos’a doğru yola çıktı ve bağlılık istedi. Bir çok şehir sağduyulu davranarak teslim edildi, ama Smyrna ve Lampsakos Bergama Kralı Eumenes’in önerisi ile teslim olmadı. Antiochus şehirleri kuşattı ve onlarda Roma’ya başvurdu.

Roma’nın yakın müttefiki Massilia yakınlarındaki Phocaea tarafından kurulmuş ve koz olarak Roma’nın kendisi Troy soyundan kurulmuştu. Smyrnalıların Roma ile böyle bir bağlantısı yoktu ve biri uydurdu: Tanrıça Roma’nın kutsallaştırılması. Sürpriz olmayacak bir şekilde, bu kült Smyrna adına hemen harekete geçmek için Romalıları teşvik etmiş gibi görünmüyordu. Romalılar Doğu’da hala soğukkanlı politika izlemeye devam ediyorlardı. Romalılar, Antiochos Trakya’dan çekildiği sürece Anadolu’daki Yunan şehirlerini Seleukos hakimiyetine geçmesini teklif ettiler. Ve savaş niyahetinde Romalılar ve Antiochos arasında gerçekleşti. Apamea barış konferansında hem Smyrna hem de Lampsacus serbest bırakıldı. Bu özgürlük hükmünün Roman Realpolitik’e Dea Roma tapınağından daha önem verilmesine rağmen, bu genç tanrı Smyrna’nın zaferine tanık oldu ve daha sonra başka yerlerde gelişti.

Smyrnalılar Neden Dea Roma’yı Seçti?

Neden Dea Roma ve Smyrnalılar bu kült fikri nereden akıllarına geldi. Yunan yazarları, Tanrıça Roma kültleri kurulmadan yüzyıllar önce Roma’nın en görkemli kahramanı Rhome hakkında yazılar yazıyorlardı. Bu nedenle Rhome, Romalılar için olası bir model olarak incelenmelidir; ancak Rhome’un kökeni ve önemi belirsizdir. Nispeten Rhome’nın erken söylentilerinde geç ve farklı kaynaklarda korunmaktadır (bazen de çarpıtılmış halde)

Truva’ya Uzanan Bir Hikaye

MÖ 5.yy’da yunan tarihçileri açıkça Roma şehri için bir temel efsanesi kurmak istiyorlardı. Adların kökeni şaşırtıcı olmadığı için Troya’ya baktılar. Batı Yunanlılar, Roma’yı Etrüsk şehirlerinden biri olarak görüyorlardı. Sakinleri Küçük Asya’dan İtalya’ya gelmişlerdi. Bazı versiyonlar, Roma’nın adını Rhomus’a kadar izler(Aeneas’ın bir arkadaşı veya soyundan olarak tanımlanır). Fakat bu gelenek, MÖ 4.yüzyıl Alcimus’dan önce gerçekleşmez ve bu nedenle Romalıların kendi başlarına kurulmuş olan Romulus ve Remus mitinden etkilenmiş olabilirler. Bu versiyon bize Aeneas’ın Odysseus’u İtalya’ya Trojan mültecileri ile takip ettiğini bildirdi, Rhome diğerlerini gemileri yakmak için teşvik etti ve böylece adını verdiği kentin yerleşimine zorladı.

Romalıların arzusu Etrüsklerin kovulmasından sonra Etrüsklerle popüler olan Aeneas’ı reddetmekti. Romalılar Aeneas’ı unutmak isteyebilirler ancak Roma arzuları ile yunan tarihsel mitolojisi arasındaki bağlantı kurulmamıştır. Bir versiyonda Rhoma Aeneas ile evli kızları; Ascanius Latinus; Evander ve Telemachus’da kızıdır. Bir karışıklık söz konusudur ve kentin kurucusu bile belli değildir; Aeneas, Latinus ya da Romulus ve Remus. Bir versiyonda kurucu Aeneastır ve Evander ise Valentine şehrini keşfedip adını ROMA diye değiştirmiştir.

Açıkçası Rhome bir tanrıça değildi. Onuruna hiçbir kült kurulmadı ve kentin kuruluşundaki rolü genellikle dolaylıydı. Rhome Aenasın gemilerin tahrip edilmesinin ötesinde neredeyse hiç eylem yapmamıştır. Efsane ve mitin öne çıkanlarından ötürü etkileyici bir figür değildir. Bu ölümlü Trojen kadın Rhome, Romanın gücünün gerçek tanrısı olan Tanrıça Roma’nın kökeni ile hiçbir ilgisi yoktur. Bununla birlikte önemli bir çakışma vardır. Cyzicuslu tarihçi Agazocles, Aeneas’ın torunu olan Rhome’un Palastine’de Fides tapınağını kurduğunu söylüyor. Agathocles, Fides’in ilk tapınağı MÖ 250’de Romada kurulduktan sonra Cyzicus tarihini yazmış olmalıydı.

Roma ve Fides arasındaki daha yakın ilişki hem MÖ 204’te Locrian paraları ve MÖ 191’de Chalcis’de söylenen ilahide Agathocles’in metninin yaklaşık MÖ 200 ya da Fides kavramın doğu’ da daha yaygın olarak bilindiği tarihten hemen sonrasına tarihlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Agathocles, Roma ve Fides arasındaki ilişkiyi Rhome’a aktardı; Fides tapınağının temeli o kadar önemliydi ki, daha sonra kurulan kentin adı ona aitti. Rhome ile geç Roma arasındaki büyük boşluk bu metin ile büyük ölçüde rahatlar. Roma, Roma iktidarının politik gerçekliği ile uğraşmak üzere yaratılmıştır.

Kaynakça:
  • R. Mellor, ΘΈΆ ΡΩΜΗ The Worship of the Goddess Roma in the Greek World
    R. Mellor, The Goddess Roma

 

 

Leave A Reply

Your email address will not be published.