Kadim Türk İnancında ve Kültüründe Ateş

1 Gök Tanrı İnancının Kadim Kültü: Ateş

Gök Tanrı İnancının Kadim Kültü: Ateş

Ateş, tüm kültürlerin içinde farklı şekillerde mevcut olan bir külttür. Her toplumda farklı manalarla var olan bir kült olma özelliği taşır ve oldukça yaygındır. Türkler ateşi besinlerini pişirdiği için saygı duymakla kalmamış, uygulamada yaşamlarıyla çok ilgili olsa da bunun dışında onun tanrısal bir güç barındırdığına inanmışlar. Onları soğuktan koruyan ateş aynı zamanda yakıp yok etme özelliği ile hayranlık uyandırmıştır. Ateş ile ilgili inanışlar, dünyanın hemen hemen her yerinde benzer şekilde gelişse de ilerleyen zamanlarda anlamsal farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bir yerde yardımcı ilahi güç olarak görülürken, başka bir noktada tanrı olarak saygı görmüştür.

Eski kadim uygarlıkların hepsinde saygı görmüştür ateş. Türkler, ateşi tanrı sıfatına sokmamıştır. Ateşin tanrının bir nuru olarak görmüş saygı göstermişlerdir. Gökyüzünde çakan şimşekler ve düşen yıldırımlar ateş ile ilişkilendirilmiş ve doğrudan tanrısal bir güç olarak kabul edilmiştir. Ateşin demiri şekillendirmedeki gücü, savaşçı toplumlar için büyük öneme sahiptir. Bu sebeple ateş Türkler için de oldukça önemlidir, savaş aletlerini şekillendiren, araç gereçlerini şekillendiren bu gök tanrının hediyesi onlar için oldukça kutsaldır. Demircilerin de yine ateşin dinsel işlevi ile bağ kurdukları, dini vasıflarının da olduğuna inanılmaktadır. Türklerde demircilik kutsal bir meslektir.

2 Kutsal Ateş Ruhu “Ot İzi”

Kutsal Ateş Ruhu “Ot İzi”

Türkler ateşi arındırıcı olarak görüyorlardı. Hükümdarlar yabancı elçileri iki ateşin arasından geçirerek kabul ediyordu, bu şekilde şeytani unsurlardan arındırılacak, kötülükler uzak tutulacaktır. “Altaylılar ve Yakutlar ateşteki bu kutsal ve temizleyici güç ya da ruha Ot İzi (ateş sahibi) adını veriyorlar”. Ayrıca Türkler, günlük yaşamlarında da yine ateşin bu arındırıcı özelliğini kullanır, yabancı nesneleri ve yabancı kişileri zaman zaman ateş arasından geçirme gibi seremonilere tabi tutardılar. Ölü defin adetlerinde önemli yere sahiptir ateş. Bazen ölülerini yakma adetleri görülür, “Mervazi’nin ifadesi ile onlar ateşin ölülerini arındırdığı ve temizlediği gerekçesiyle ölülerini yakıyorlar şeklinde aktarıyor. Yine Makdisi, onlar ateşin ölüyü bütün kirlerinden arındırdığına inanıyorlar”. Şeklinde ifadeleri olmuştur.

Gökten (yıldırım biçiminde) gelen ve geri dönen (duman biçiminde) ateşten, göğe giden yolu ölüye hazırlamak için faydalanılıyor. Türkler ve birçok Orta Asya halkı bu uygulamaları ve inancı paylaşmaktadırlar. Kadim Asya’nın bozkır halkları ateşi tanrı ile iletişim kurmak için de kullandılar. Kamların bu rolü genellikle üstlendikleri görülmektedir. Kamlar ayinlerinde ateşi kullanır, ritüellerini ateşin etrafında gerçekleştirirlerdi.

Ateşe bakıp kehanetlerde bulunmak, ateşe kurbanlar sunup, onun bilinmeyen ile insan arasındaki aracı rolüne talip olma arzusu çok eski zamanlardan beri mevcuttu Türklerde. Ateş arındırıcı, kötü ruhları kovucu yetisine birde tanrıyla ve gaip ile olan irtibat bağını da zaman içerisinde kazanmış oldu. Bu kültür tahminen çok erken devirlere dayansa da Türklerin, orman yaşamından bozkır göçebe hayatına dönüşme süreçleriyle ilişkili ve birebir göçebe bozkır kültürü evresinde pekişmiştir demek daha doğru olur (MÖ: 700-300 arası). Ateş beraberinde ocak kutsallığını da getirdi. Türkler için ocak kutsal bir kavramdır ve bunun kaynağı ateştir. Ocak yiyeceklerin pişirilmesine yardımcı olması sebebi ile saygı görürdü, çadırın tam ortasında yanardı. Ev, çadır ve oba terimleri yerine bazen ocak sözcüğü kullanılırdı. Ocak kültürü ateş kültüyle iç içe gelişmiştir. Ocak kültürü bir bağlamda Atalar Kültü ile de alakalıdır. Ocak farklı şekilleriyle demircilikte, demiri işemede kullanılırdı.

Ateşe Yapılan  Bir Şaman Duası

“Şaman ayinlerinde okunan manzum dualardan birinde ateş ruhu şöyle takdis edilir; otuz dişli ateş anam, kırk dişli kayın anam, gündüzlerini bizim için çalışıp çabalıyorsun, karanlık gecelerde bizi (kötü ruhlardan) koruyorsun; gelenlerin başındasın; gidenlerin arkasındasın!… Orağa benzeyen hilal değişiyor, eski yıl gidiyor, yeni yıl geliyor. Ben de senin kurumuş ağzını (saçılarla) ıslatmaya geldim.  Sen karanlık gecelerde genç kızlar gibi saçlarının dalgalandırarak oynuyorsun, kırmızı ipekli kumaşlar sallayarak genç al kısrak üzerinde geziyorsun, aydın gecelerde masum çocuk suretine giriyorsun! Ulusun koruyucusu, sürülerimizin bekçisisin!

Altın yapraklı mukaddes kayın ağacının gölgesinde dinleniyor siyah yanaklı beyaz koç sana kurban olsun! Kuyruk yağının sağ yanından kesilip dokuz tane şişte kızartılmış yağlarla ağzını yağlıyorsun.  Dokuz parça kırmızı ve beyaz şeritler, paçavralar seni süslüyor. Koyunun göğsü sana kurban olsun! Elbisen hakanlara mahsus zırhtır. Kızıl boya ile boyanmış kiş (bir hayvan) tırnakları sana süs olsun! Koyun göğsü kurban olsun! Mukaddes Ay’ın adiyle sağılan ak ineğin sütü sana saçı olsun, altmış tane saç örgüsü arkanda, elli tane saç örgüsü omuzlarındadır.. Önünde Abakan ırmağı, arkanda Yenisey ırmağı kıvrıla kıvrıla akıyor. Eteklerinde sıra dağlar uzanıyor, damarlarında büyük ırmaklar akıyor”.

Kaynakça:

Abdülkadir İnan : Eski Türk Dini Tarihi

Ünver Günay, Harun Güngör : Başlangıçtan Günümüze Türklerin Dini Tarihi

Jean-Paul Roux : Eski Türk Mitolojisi

Alınmıştır.

Leave A Reply

Your email address will not be published.